20 Aralık 2008
20:58 |
~~SPORCU~~ |
fav |
0 yorum
| Etiketler:
TRABZON SPOR UN KURULUŞU
Türkiye İdman Cemiy etleri ittifakının kurulması ve Türk Sporunun bu ilk örgütünün tüm Anadolu’ya yayılması,Trabzon’da da etkisini göstermişti. Bu etki sonucu yeni yeni kulüpler kurulmaya başlanmıştı. İdmanocağı, İdmangücü, Necmiati’den sonra Trabzon Lisesi bünyesinde Lise adını taşıyan yeni bir kulübün kurulmasıyla kulüp sayısı 4 olmuştu. 1923 yılından sonra Trabzon’da İdmanocağı ve İdmangücü arasında büyük bir rekabet başlamıştı. Bu öyle bir rekabetti ki; İstanbul’daki Galatasaray- Fenerbahçe rekabetine benziyordu. Hatta zaman zaman onu bastırdığı bile oluyordu.
Trabzon sanki Ocaklılar, Güçlüler diye ikiye ayrılmıştı. Kentte futbolun bu iki takım arasındaki rekabetten yüceldiği söylenebilir. Rekabet zamanla öylesine büyük boyutlara vardı ki; Trabzon’un, Türkiye liglerinde geç temsil edilmesine bile neden oldu. Bu iki kulüp arasındaki çekişme, şehrin futbolundaki kaliteyi de her geçen gün artıran faktörlerin başında yer aldı.
Trabzon’da ilk resmi lig maçları 1923 yılında oynanmaya başlandı. İlk sezonda İdmanocağı şampiyon olmuştu. Bunu 1923-24,1924-25 sezonlarında Lise takımının arka arkaya şampiyonlukları izledi. 1925 yılında yine İdmanocağı şampiyon olurken, 1929 yılına kadar da önce Lise, arkasından Muallim Mektebi daha sonra da Ticaret Lisesi takımları mutlu sona ulaştılar.
İdmanocağı ile İdmangücü arasındaki büyük rekabet 1930′dan sonra had safhaya ulaştı. 1929-30′dan sonra 5 kez arka arkaya İdmanocağı’nın şampiyonluğu, 1934-35 sezonundan itibaren de İdmangücü’nün tam 7 yıl arka arkaya şampiyon olması bu iki takım arasındaki rekabeti büsbütün alevlendirmişti.
1940′lı yıllarda Trabzon futbolundaki güç Lise takımlarına geçmişti. Lise takımının tam 6 kez arka arkaya şampiyonluğu kazanması da bunu gösteriyordu. Bu aralar dikkat çeken bir husus da, Trabzon’daki bütün yıldız futbolcuların Lise takımlarından yetişmiş olmalarıydı. Özellikle de Trabzon Lisesi adeta futbolcu üreten bir tarla haline gelmişti. 1947-48 sezonundan itibaren şampiyonluk yine İdmanocağı ile İdmangücü arasında el değiştiriyordu. Bu arada Necmiati de iki sezon şampiyon olarak Trabzon futbolunda söz sahibi oldu. Tam bu sıralarda Trabzon’da yeni yeni kulüpler de kuruluyordu. 1935′de kurulan Doğan Gençlik, 1941 yılında Akçaabat Lisesi’nde kurulan Akçaabat Gençlik (Bugünkü Sebatspor), 1950 yılında Sürmene’de kurulan Sürmene Gençlik, 1952 yılında aynı ilçede kurulan Zafer Gençlik, 1953 yılında Yolspor, 1955 yılında kurulan Yalıspor bu takımların başında geliyordu.
1930′Iu yıllarda başlayan İdmanocağı, İdmangücü rekabeti 1940, 1950 ve 1960′Iı yıllarda olanca şiddetiyle devam ediyordu. Bu, gittikçe rekabetten öte boyutlara varmaktaydı. Ocaklı ve Güçlü olmak Trabzon’da adeta bir spor mezhebi haline gelmişti. En kötü sezonlarda bile rekabetlerinden hiç bir şey kaybetmiyorlardı.
Trabzon öylesine ikiye ayrılmıştı ki; Ocaklılar, Sarı-Kırmızı diye İstanbul’daki Galatasaray’ı, İdmangüçlüler de Yeşil-Beyaz renklerine rağmen sırf Galatasaray’ın karşısında olabilmek adına kendilerine en yakın rengi taşıdıklarına inandıkları Fenerbahçe’yi destekliyorlardı. Rekabet bir de bu sekliyle alevlenmişti. Bu arada renkleri Sarı Lacivert olan Necmiati bile bu rekabetin dışında kalmıştı. Aslında bu büyük rekabetten en karlı Trabzon futbolu çıkıyordu. Öncelikle şehirde futbol tutkusu körüklenmişti. Bu büyük rekabetten doğan büyük iddia, Trabzon’da büyük yıldızların çıkmasına neden olmuştur. Ancak, Trabzon insanının alın yazısı olan gurbetçilik 1930′Iu yıllarda Trabzon’daki futbol yıldızlarının kaderini etkilemişti. Pek çoğu yüksek öğrenim uğruna ana kucaklarını baba ocaklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Gittikleri İstanbul ve Ankara’da sürdürdükleri futbol yaşamlarında gerçekten büyük yıldız oldular. Bir Hasan Polat ve kardeşi Ali Polat Ankara Gençlerbirliği’nde ,bir Selim Şatıroğlu, Ahmet Karlıklı Galatasaray’da, bir Taka Naci, Zekeriya Bali Fenerbahçe’de, Nazmi Bilge Beşiktaş’ta yıldız futbolcu olu verdiler.
Tüm yurt çapında 1962 - 1963 sezonunda her ilde bir takım kurulması öngörülmüştü. Zamanın Futbol Federasyonu Başkanı Orhan Şeref Apak, Türkiye Liglerini güçlendirmek ve tüm yurda yaymak amacıyla bir seferberlik başlatmıştı. Her ilde, bir futbol takımı kurulup Türkiye liglerinde yer alma seferberliği büyük bir hızla devam ediyordu. Trabzon elbette ki bunun dışında kalamazdı. Yalnız bir il Kulübü kurulmasının çok zor olduğu illerin başında kuşkusuz Trabzon geliyordu. Çünkü ; İdmanocağı, İdmangücü rekabeti Trabzon futboluna öylesine hakimdi ki bu iki kulübün bir çatı altında toplanmasına imkan yoktu. Nitekim böyle bir girişimde bulunmak isteyen bir avuç idealistin, daha ilk çalışmalarında bunun aşırı derecede zor olduğu gerçeği bir kez daha anlaşılmıştı.
Tüm Trabzonlular, Trabzonspor adıyla bir kulübün kurulmasını yürekten arzuluyorlar, ancak bu işi bir türlü gerçekleştirememenin ezikliğini yaşıyorlardı. Kentteki yetkililerin ve sevilen insanların da araya girmesi, sonucu pek değiştirmiyordu. Ocaklılar da, Güçlüler de yeni kurulacak kulüpte kendi isimlerinin, hatta renklerinin hakim olmasını istiyorlardı ve bu konuda en ufak bir fedakarlıkta bulunmuyorlardı. Her gün, her akşam toplantı üstüne toplantı yapılıyordu. Bazen tam bir anlaşma zemini ortaya çıkıyor ama yine en ufak bir ayrıntı her şeyi berbat ediyordu. Silahlar havaya sıkılıyor, karakollara, hatta mahkemelere kadar uzanan olaylara rastlanıyordu. Öte yandan Futbol Federasyonu’nun İl kulüpleri için tanıdığı sürenin de sonu yaklaşıyordu.
İdmanocağı, Martıspor ve Yıldızspor’un da katılımı ile 21 Haziran 1966′da sarı-kırmızı renkler altında, Türkiye 2. Ligi’ne alınıyordu. Ancak, resmi bir yazının süresi içinde ilgili yere tebliğ edilmemesi üzerine İdmanocağı’nın İkinci ligde oynaması durdurulunca, yaklaşık bir ay sonra 20 Temmuz 1966′da bu kez idmangücü, Karadenizgücü, Martıspor ve Yolspor’un katılmasıyla kırmızı-beyazlı renkleri taşıyan Trabzonspor kurulmuştu. Ne var ki ; İdmanocağı buna karşı çıkmış ve Danıştay’a açtığı dava ile yürütmeyi durdurma kararı almıştı. İşte o anda ortalık yine karıştı. Trabzon’daki gergin durum üzerine araya Zamanın Beden Terbiyesi Genel Müdürü UIvi Yenal girmişti. UIvi Yenal, İdmanocağı ve İdmangücü’nün birleşmemeleri halinde iki kulübün de Türkiye 2. Ligi’ne alınmayacağını bildirmişti. Bu karar,Trabzon’da ve her iki kulüp çevresinde tam bir “Şok” etkisi yaratmıştı. Birleşmeleri büyük sorun olan bu iki kulübün birleşmemeleri halinde, Trabzon kenti, Türkiye liglerinde temsil edilemeyecekti. Trabzon’da geceli gündüzlü yapılan ve büyük tartışmalara neden olan sıra toplantılar sonunda, 2 Ağustos 1967 günü İdmanocağı ile İdmangücü birleşmesi gerçekleşmiş ve Trabzonspor ; İdmanocağı, İdmangücü, Karadenizgücü ve Martıspor’un birleşmesi ile ortaya çıkmıştı.
Artık bütün resmi işlemler tamamlandıktan sonra sıra gelmişti Trabzonspor’un renklerine; renk bulmak öyle kolay olmadı. Trabzon’da uzun yıllar süren İdmanocağı - İdmangücü rekabetinde sarı-kırmızı ve yeşil-beyaz renkler hakimdi. Trabzonspor’un forma rengi bu renklerin dışında olmalıydı. Trabzon’u ve Karadeniz’i simgeleyen renkler aranıyordu. Ömrünün yarısını futbola adayan ve Trabzonspor’da da 14 yıla yakın bir süre yöneticilik yapan Divan Başkanlık Kurulu Başkanı Nizamettin Algan, Trabzonspor’un renkleri üzerinde aylarca mutabakata varılamadığını dile getiriyor. Ankara’da federasyon binasında günlerce toplantıların sürdüğünü, masanın bir tarafında İdmanocağı, diğer tarafında İdmangücü takımlarının oturduğunu ve renk üzerine uzun tartışmaların yapıldığından söz ediyor. İki Trabzon kulübünün Ankara-Trabzon hattında gidip gelmelerin ardından, Trabzon Vilayet binasında, zamanın Valisi Celal Kayacan’ın odasında varılan anlaşmayla, ”bordo-mavi” Trabzonspor’un rengi oluyor.
Bu renklerde, hamsinin bordo gözleri, Karadeniz’in mavi suları tamamen espriden ibaret olan bir benzetmedir. 1966′da Trabzonspor Gençlik Kulübü (eski İdmangücü) kırmızı-beyaz formayla kurulmuştu. İdmanocağı’nın da renkleri sarı-kırmızı idi. Trabzonspor Gençlik, Trabzon’u temsilen ligde bir yıl böyle oynamıştı. Bir süre sonra İdmanocağı Danıştay’a müracaat etmişti.
O dönemde, Anadolu’da başlayan profesyonelleşme neticesinde her ilden 1 takım isteniyordu. İl isminin sonuna ‘’spor” kelimesini eklemek ve en az üç takımdan oluşmak şartı aranıyordu. İdmangücü de, Martıspor ve Karadenizgücü (Yalıspor) yanına alarak lige başvuruyor. Neden İdmanocağı yok ? Çünkü İstanbul’daki Fenerbahçe ile Galatasaray arasındaki rekabetin aynısı Trabzonda’da yaşanıyordu. İdmanocağı, tesis, bütçe gibi prosedürlere uyuyor, amatör futbolda da Türkiye genelinde şampiyonluklar yaşıyor ve dereceler alıyordu. İdmanocağı, adını ve sarı-kırmızılı formasını Profesyonel Futbol liginde tescil ettiriyordu.
Trabzonspor Gençlik’i kuran İdmangücü grubu Valiliğe gelen evrakı sümen altı edip, İdmanocağı’na bu evrakı verdirmiyor. Zamanın Federasyon Başkanı Orhan Şeref APAK ile birlikte Ulvi YENAL, bu iki kulübü birleştirmeye çalışıyor. Bu iki kulüp, yeniden görüşmelere başlıyor. Ankara’da, Beden Terbiyesi Genel Müdürü Ulvi Yenal’ın makamında bu işler yeniden yoğruluyor. Birleşeceğiz naraları atılırken, sıra renk konusuna gelince kıyamet kopuyor. Sarı-kırmızı ve kırmızı-beyaz konusunda mutabakata varılamayınca bu renklerin dışında bir renk bulalım deniyor. UIvi Yenal da, “bu renk tartışmalarını” bırakın artık diyor ve ekliyor : “Trabzonspor Gençlik Kulübü’nü iptal ediyorum” Danıştay kararını uyguluyor ve “Trabzon’dan takım almıyorum” şeklinde kızgınlığını dile getiriyor. Sonra, toplantı tekrar başlıyor. O arada odada, UIvi Yenal’ın müşavirlerinden biri, “Karadeniz’in karası, denizin mavisi diyerek, siyah-maviyi öneriyor. Ancak, bu renk teklifine kimse sıcak bakmıyor.
UIvi Yenal, sonunda, “daha fazla yormayın beni. Bir renk, İdmanocağı, bir renk de İdmangücü söylesin ve bu iş bitsin” diyor. İdmanocağı grubundan rahmetli, Hasan Bey, “koyu bordo” diyor. Trabzonspor Gençlik’i kuran İdmangücü ise, “açık mavi” diyor. Renklerde mutabakat sağlandı ancak, biz bu anlaşmaya rağmen imzayı orada atamadık. Son anda, ne olduğunu şimdi hatırlayamadığım bir kavga daha çıktı ve UIvi Yenal da, “Allah’ın selameti başınıza, sizle daha fazla uğraşamam” diyerek odacısını çağırdı ve “Trabzon Valiliği’ne, Trabzon’dan takım almayacağız tebliğini yap” dedi. Bu haber Trabzon’a gider gitmez, Vali Celal Kaya CAN, Trabzon’da kulüp idarecilerini vilayet binasında toplantıya aldı. Biz de, Ankara dönüşünde havaalanından bir arabayla vilayete geçtik. Orada mutabakata vardık. Bugünkü Trabzon’daki Garanti Bankası’nın üstündeki Ticaret Odası’na geçerek, Trabzonspor’un tüzüğünü hazırlamaya başladık. Trabzonspor’un kuruluşu ve renkleri de işte böyle oluştu.
20 Aralık 2008
15:11 |
~~SPORCU~~ |
fav |
0 yorum
| Etiketler:
GALATASARAY`IN KURULUŞU:
Galatasaray Spor Kulübü, Türk Spor Tarihi'ndeki öncü olma özelliğini hiç kuşkusuz içinden doğduğu ve gene öncü bir kurum olan Galatasaray Lisesi'nden (Mektebi Sultani) almıştır. Okul ile kulüp arasındaki koparılmaz bağ, yadsınamayacak bir gerçeklik ve övünç kaynağıdır.
Devlet adamı yetiştirmek amacıyla II. Beyazıt tarafından 1482'de kurulan mektep, adını kurulduğu bölgeden alır ve "Galata Sarayı" olarak anılmaya başlar. Okul modern konumuna 1 Eylül 1868'de Sultan Abdülaziz döneminde kavuşur. Okul' un yeniden yapılanmasıyla birlikte, Türkiye'de de gerçek anlamıyla ilk sportif çalışmalar başlamış olur ve okulda Beden Eğitimi dersi jimnastikçi 'Monsieur Curel' tarafından eğitim programına konur. Bu atılımlar gerçekten bir devrim niteliği taşımaktadırlar. Curel, modern aletler eşliğinde çalıştırdığı öğrencileri sportif açıdan geliştirirken, onlar için Kağıthane'de bir idman Bayramı düzenler. Yıl 1870'tir. Bu etkinlikte başarı gösteren sporcular değişik ödül ve madalyalar kazanır ve yarışmaların sonunda öğrencilere "kuzulu pilav" verilir. Bu da, sonraki yıllarda bir başka geleneğin başlangıcını oluşturur.
Curel'den sonra görevi devralan yabancı spor hocaları (M. Moiroux, Signor Martinetti, Stangali gibi), jimnastik ve atletizmin yanı sıra, değişik branşlara da eğilerek (yüzme, kürek, aletli jimnastik), bir ilki daha başlatmış olurlar. Bu çalışmaların ürünü çok geçmeden alınmaya başlanır ve adı Türk Spor Tarihi'ne altın harflerle yazılan Faik Üstünidman'ın yanı sıra, Binbaşı Mazhar Kazancı, Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler GSL'nde görev alıp, izcilik, tenis, hokey gibi spor dallarının öğrenciler arasında yaygınlaşmasını sağlarlar. Özellikle Üstünidman'ın ön ayak olmasıyla, öğrenciler futbolla tanışırlar. Ama oynanan futbol, bir kör dövüşünden farklı olmayan ve kural tanımayan bir koşuşturmayı andırmaktadır. Ama futbol GSL' nin Tören Kapısı'ndan adımını atmış ve tam bir salgına dönüşmüştür.
1901 yılında İstanbul'da yaşayan iki İngiliz, James Lafontaine ve Horace Armitage, Rum ve İngiliz oyunculardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurmuşlar ama 1903'te takımdaki İngilizler bir anlaşmazlık sonucu ayrılarak Moda Kulübü'nü oluşturmuşlardır. 1904 yılında ise bu kulüpler, Imogen, Elpis, Strugglers takımlarıyla anlaşarak, İstanbul Futbol Birliği'ni hayata geçirmişler ve bugünkü Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadı'nın yerinde bulunan "Union Club-İttihat Spor" sahasında düzenli karşılaşmalar yapmaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi bu takımlar yabancı ya da azınlık takımlarıdır. Türk olmayan ekiplerin gerçekleştirdikleri bu ilk futbol karşılaşmaları, GSL öğrencilerini hem ilgilendirir hem de çok üzer. Artık onların amacı, kendi futbol kulüplerini kurmak, ölesiye sevdikleri bu oyunun kurallarını "hatmetmek" ve yabancılarla boy ölçüşmektir.
Türk olmayan takımları yenmek
Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen, "Ellinci Yıl" kitabında kuruluş öyküsünü şöyle anlatır:
"1 Teşrin 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat muallimimiz merhum Mehmet Ata beyin dersi esnasında birkaç arkadaş baş başa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik. İlk müteşebbisler oyuna ve mücadeleye meyyal arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil...gibi gençlerdi. Mektepde tahsilde bulunan Bulgar ve Sırp talebesinden çevik ve kuvvetli olanlar da bize iltihak etmişlerdi. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de Reis olmuştum. Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakda mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken, domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi. Yani o zaman Reisliğe ve diğer vazifelere payeyi, en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci Reisliği formaları yıkadığı için almıştı.
"Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve bir isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmek."
Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace (Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır. Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri"diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "Adımız Galata Sarayı olsun" derler.
20 Aralık 2008
14:40 |
~~SPORCU~~ |
fav |
0 yorum
| Etiketler:
FENERBAHCE`NİN KURUKUŞU
Kulüp Kurucuları: Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Basra Valisi Hasan Bey`in oğlu Hasan Sami Kocameme Bey, Hindli namıyla anılan Asaf Başpınar Bey
Kurulduğu Yer: Moda'da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı
1894 yılından itibaren, İzmir'den İstanbul'un Kadıköy yakasına yerleşen Lafontaine, Whittall gibi İngiliz ailelerinin fertleri arasında oynanmaya başlanan futbol, çevrenin Türk gençlerince büyük bir merak, heyecan ve gıpta ile seyrediliyordu. Ne var ki, onların böyle bir sporu yapmak şöyle dursun, adını dahi anmalarına olanak yoktu.
Çünkü Padişah II. Abdülhamid'in amansız baskı rejimine göre değil onbir gencin, ikisinin bile bir araya gelmesi saltanat için son derece sakıncalıydı.
Ancak 1907 yılına gelindiğinde Türk gençlerinden Ziya (Songülen), Ayetullah ve Necip (Okaner) gizli de olsa bir futbol kulübü kurmaya karar verdiler. Semtlerinin adı olan Fenerbahçe'yi isim, Fenerbahçe Burnu'ndaki feneri de amblem olarak seçtiler. Kıskançlık ve asaletin timsali Sarı-Lacivert ise takımın renkleri olarak belirlendi.
1908 Meşrutiyeti'nin ilanına kadar çalışmalarını gizlice yürütmek zorunda kalan Fenerbahçe, bu tarihten sonra yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu'yla tescil edildi ve başarıdan başarıya koşacak olan bir büyük camia, Türk sporundaki seçkin yerini almış oldu.
Atatürk ve Fenerbahçe: Büyük kurtarıcı 3 Mayıs 1918 günü Kulübümüzü ziyaret etti ve hatıra defterine Kulübü ve üyelerini öven satırlar yazdı.
Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi:
" - Burada üçe üçüz...Çünkü ben de Fenerbahçeliyim ! "
Bu arada, 5 Haziran 1932'de Kulübümüzün Kuşdili'ndeki binasi yanınca, ilk bağış yine büyük kurtarıcımız Atatürk'ten geldi. Bu önemli olay, kulübümüzün tarihinde gerçekten apayrı bir yere sahiptir ve bizi sonsuza kadar mutlu kılacaktır.
Atatürkün imzaladığı hatıra defterimiz: "Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmus bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifasi ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim." 3.5.1918 ..... ORDU KUMANDANI Mustafa Kemal Atatürk